İSMAİL MA'ŞUKÎ HAZRETLERİ

İstanbul

(d.? / ö.?)

Bu zat, Pir Ali Aksarayî Hazretleri'nin oğludur. Babasının vefatından sonra kutupluğun kendisine geçtiği söylenir. İstanbul'da geldikten sonra Edir­ne'ye gitmiş, bir süre orada oturmuş ve tekrar İstanbul'a dönmüştür. Bayezid ve Ayasofya camilerinde, temeli vahdet-i vücuda dayanan vaazlar verirdi. Gerek Edirne'de ve gerekse İstanbul'da bir hayli kalabalık müridi vardı. Bilhassa si­pahiler arasındaki müridlerinin çokluğu dikkat çekiyordu. İstanbul'da bir yıl içinde zengin, fakir ve mevki sahibi kimselerden birçok müridi oldu. Vahdet-i vücud üzerine söylediği sözleri hakkındaki dedikoduları padişa­hın kulağına kadar götürmüştür. Padişah tarafından: "Memleketine gitsin" diye haber gönderilmişse de, Maşukî Hazretleri: "Ben akıbetimi biliyorum. Babamın mürşidi Ayaşlı Bünyamin Hazretleri, benim adımı İsmail koymuştur. Herhalde Hak yolunda kurban olacağız" diye buyurmuştur. Sonunda Kemalpaşazâde fetvasıyla on iki müridiyle birlikte, Atmeydanı'nda, Çukur Çeşme'nin üstünde idam edilmişlerdir. İdamdan sonra cesetleri denize atılmıştır. Şehid edildiği günün akşamı bir rüya gören müridi­nin ifadesine göre: "Benim önce başım sonra da cesedim Rumeli Hisarı Kayaları adlı yere gelir. Beni oraya defnedin" demiştir. Gerçekten de öyle olmuş ve oraya defnedilmiştir. Daha sonra Atmeydanı'ndaki yerine müridleri tarafından nakledil­miştir. Kendisi pek genç ve güzel olduğundan, "Genç Şeyh" lakabı ile çağrılırdı ve öyle de anılırdı. Vefatından yıllarca sonra bile onların şehid olunmalarına çok acımış ve dedikoduları bir hayli zaman sürmüştür. Hatta bu iş o kadar ileri gitmiştir ki, "Genç şeyh zulmen katledildi diyenlerin de katledileceklerine" dair fetva çıkmıştır. Çok sevilen bir şeyhti. Arkasından oluklar dolusu gözyaşı dökülmüştür. Örnek ve hatıra olarak bir şiiri teberrüken sunulmaktadır:

Bahr-i Vahdettir özün, dil gevr-i yekdânesi,

Sem-i imkâdır ruhun, canım anın pervanesi.

Nûr-i hüsnün pertevine âlem oldu cilvegâh,

Zeynoluptur anın ile mescid-i meyhanesi.

Suretinle bizki Hakk'ın suretin gördük ayan,

Men'edemez bizi Hakk'tan zahidin efsânesi.

Ehl-i aşkın gözüne yeksan görünür dâima.

Mâbed-i âbid ile hem rahibin büthânesi.

Kevser-i La'l-i lebin nûş etmeyen hızır ise ger,

Âb-ı hayvan içse dahi gelmez anın kânesi.

Sırr-ı Ekber sabidir sırr-ı meyhanem benim.

Her taraftan cezbeder âşıkları hû hanesi.

Varlığın derdine sofi isterisen ger ilâç,

Kati nâfidir sana sakimizin peymânesi.

Sathezârân canım olsa, cümlesi sana feda,

Sen yetersin can bana, ey canımın cânânesü.

Yüce Allah sırrını mukaddes ve mübarek kılsın.