AHMED ZİYAEDDİN GÜMÜŞHANEVÎ HAZRETLERİ

İstanbul

(d.1810 / ö.1893)

İstanbul'da bulunan büyük velilerdendir. Adı Ahmed b. Mustafa, künyesi Ziyaeddin olup, Gümüşhanevî diye şöhret bulmuştur. Babası Emirler sülalesinden Mustafa Efendi'dir. 1228 yılında Gümüşha­ne'nin Emirler mahallesinde doğdu. 1311 (m.1893) yılında İstanbul'da vefat etti. Kabri Süleymaniye Camii avlusunda Kanunî Sultan Süleyman Han türbesinin kıble tarafında olup, halen ziyaret edilmektedir. Küçük yaşta ilim tahsiline başladı. Beş yaşında iken Kur'an-ı Kerim'i hatmetti. Sekiz yaşında Delâil-i Hayrât'ı ve Hizb-i A'zam'ı okuyup bitirdi. Şeyh Salim Efendi, Şeyh Ömer el-Bağdadî Efendi, Şeyh Ali el-Vefâî ve Şeyh Ali Efendi gibi büyük zatlardan ders alma fırsatı buldu. On yaşında Gü­müşhane'den ayrılıp ailesi ile birlikte Trabzon'a geldi. Orada hem ilim tahsil etti, hem de ticaretle uğraşan babasına yardımda bulundu. On beş yaşında, ticaret amacıyla İstanbul'a geldi. O sırada kardeşinin as­kerden döndüğünün haberini aldı. Tahsil için İstanbul'da kalmaya karar verdi. Ahmed Efendi, İstanbul'da kalışının ilk günlerinde bir rüya gördü. Rüyasında büyük bir cami içerisinde cemaatle birlikte otururken binanın çevresinde yan­gın çıkıp, ateş her tarafı sardı. Cemaatin canhıraş feryatlarla sağa sola koşuşa­rak çıkış yolu aradığı bir sırada, belki bir kurtuluş yolu bulurum diye gözlerini kubbeye doğru kaldırınca, tam kubbeni ortasından aşağıya doğru sarkıtılmış bir zincir gözüne ilişti. Hemen zincire yapışıp göğe doğru yükselerek bu badireden kurtuldu. Bu rüyadan kısa bir müddet sonra ders almak için gittiği Süleymaniye Camii'ne girince, rüyada gördüğü mabedin burası olduğunu ve kendisinin ma­nevî bir işaretle ikaz edildiğini anladı. Sonra Bayezid Medresesi’ne gidip talebe oldu. Burada, daha önce elde edemediği zahir ilimlerinin tamamını tahsil etti. Daha sonra da Mahmud Paşa Medresesi'ne gidip bir odaya yerleşti ve kendisini araştırmaya ve ibadete verdi. Bu medresede icazetini aldı. Bundan sonra tekrar Bayezid Medresesi'ne dönüp orada müderris oldu. Burada hem ders okutuyor, hem de eserler telif etmek için çalışıyordu. Yirmi beş yıl boyunca hem isteyenlere ders vermek, hem de birbi­rinden değerli eserler vermek için gece gündüz çalıştı. Geldiği noktada henüz tatmin olamadığının farkında idi. O sıralarda Üs­küdar'da Alacaminare Dergâhı’nda ilim ve irfan neşrine başlayan büyük veli, Abdülfettah-ı Akri Hazretleri'yle bir sohbet meclisinde tanıştı. Bu mübarek zat, büyük veli Halid-i Bağdadî Hazretleri'nin halifelerinden idi. İstanbul'un üzeri­ne adeta bir güneş gibi doğmuştu. Ahmed Ziyaeddin Efendi de bu zatın tale­beleri arasında yer almakta gecikmedi ve sohbetlerine devam etmeye başladı. Bir müddet sonra kendisini irşad için geldiğini haber veren ve bunun için tâ kalkıp Şam'dan gelen, Mevlana Halid-i Bağdadî Hazretleri'nin en büyük halifesi Trablusşam Müftüsü meşhur Ahmed b.Süleyman el-Ervâdî Hazretleri'dir. Bir gün Halid-i Bağdadî Hazretleri, Ahmed Ervâdî Hazretleri'ne: "Ey dostum! Nurları ile Afrika, Buhara, Mısır, Mekke, Medine, Hindis­tan ve Uzakdoğu'nun aydınlanacağı zat için İstanbul'a git. Onu ara, bul. O he­nüz açılmamış bir velilik goncasıdır. Her ne kadar İstanbul'a birçok talebemiz gönderilmiş ise de, onun nasibi ezelde sana tevdi ve tensip edilmiştir. Onun ir­şadı ile meşgul ol. Adın, onunla daha çok duyulacak ve sen ondan daha çok bi­lineceksin. Zira o, bizden sonra yolumuzun büyüğü ve yapıcısı olacaktır" buyu­rarak verdiği işaret üzerine İstanbul'a gelmişti. Ahmed Ziyaeddin Efendi Ervâdî Hazretleri ile el ele tutuşup Abdülfettah Hazretleri'nin huzuruna girdiler. O zaman Abdülfettah Hazretleri: "Ziyaeddin, işte senin hoca ve mürşidin budur. Derhal ona intisap yenile ve bağlan. Onunla bizim aramızda ayrılık gayrilik yoktur. Biz aynı kaynaktan feyiz alıyoruz. Aynı fidanın iki gülü gibiyiz" dedi. Hemen huzurlarında yapılan dua ile Ziyaeddin Efendi, Ervâdî Hazretlerinin manevî terbiyesine girdi. Bundan sonra Ziyaeddin Efendi, Mahmud Paşa Medresesi'nde kırk gün­lük çileye girdi. Kendisinde kısa zamanda birçok gelişmeler meydana geldi. Ervâdî Hazretleri onu hem medrese derslerinde, hem özel hallerinde bir süre takip etti. Daha sonra da birdenbire ortalıktan kayboldu. Bu kayboluş Ziyaeddin Efendi'nin hasretle yanıp tutuşmasına yetti. Kendisini Abdülfettah Efendi'nin sohbetleri ile teselli etmeye çalıştı ise de nafile. Bir yıl sonra Ervâdî Hazretleri tekrar İstanbul'a geldi. İki yıla yakın süre ile Ayasofya Camii'nde hadis okuttu. Bu sırada Ahmed Ziyaeddin Efendi’ye Nakşibendiyye, Kâdiriyye, Halidiyye, Çeştiyye, Halvetiyye, Bedeviyye, Rifâiyye ve Şazeliyye yolunda icazetler verdi. Abdülfettah Efendi'yi de Gümüşhaneli Hazretlerine sohbet şeyhi olarak tavsiye edip memleketi olan Trablusgarp'a geri döndü. Ahmed Ziyaeddin Efendi, Abdülfettah-ı Akrî Hazretlerinin 1864 yılında vefatına kadar kendisinden ayrılmadı. Onun vefatı üzerine, kendisi talebelerine sohbete başladı. Sohbet daha çok kendi eseri olan "Ramuzu'l-Ehâdis"i takip şeklinde devam etti. Ahmed Ziyaeddin Efendi'nin talebelerinin çoğalması üzerine, bugünkü valilik binasının tam karşısında bulunan Fatma Sultan Camii'ni metruk halden kurtararak tamir ettirip, sohbetler için dergâh haline getirdi. Caminin etrafına odalar yaptırarak orasını bir dergâh haline gelirdi. Fatma Sultan Camii bundan sonra Gümüşhaneli Dergâhı olarak anılmaya başladı. Bu dergâhta on altı yıl talebelerine ilim ve irfan saçtı. Bulunduğu dönemde faiz ve benzeri helal olmayan kazançlar meydana çıktığı için, "garaz-ı hasen" ödünç para alıp verme sandıkları kurdu. Zamanımızdaki finans kurumlarının bir benzerini meydana getirdi. Bu sandıkların ka­zancından yoksullara ve talebelere yardımlarda bulundu. Bir matbaa kurarak talebelere bedava kitap dağıttı. İstanbul, Rize, Bayburt ve Of’ta on sekiz bin cilt eser, dört ayrı kütüphane kurularak Anadolu'da kültür merkezleri meydana getirildi. Ahmed Ziyaeddin Efendi, son derece muttaki, son derece edepli, ibadete ve zikre çok düşkün kimse idi. Misafirsiz sofraya oturmak istemezdi. Çok cö­mertti. Dünya malına, mevkiine ve zevkine zerrece iltifat etmezdi. Gümüşhanevî Hazretleri'nin çok tatlı sohbetleri olurdu. Bu sohbetlere zamanın padişahları Sultan Abdülmecid, Abdülaziz, II. Abdülhamid devam ederlerdi. Bilhassa II. Abdülhamid ile özel sohbetleri olurdu. Ziyaeddin Efendi, güz aylarında Beykoz'da bulunan Yûşâ tepesine çadır kurar, sohbetlerine bir müddet orada devam ederdi. Yine Beykoz'da kaldığı günlerden birinde bir Hıristiyan yanına gelerek: "Efendim! Gözlerim sizin gibisini görmedi. Ne zaman sizi görsem kal­bim rahat eder, huzur bulurum. Başka yerde bu zevki tadamıyorum. Bu ne hal­dir, bu ne sırdır? Aklım bir türlü almıyor" dedi ve daha sonra o Hıristiyan hi­dayet nuruna kavuşup Müslüman oldu. Ahmed Ziyaeddin Efendi, bir gün Beykoz taraflarında iken, elinde ke­manla serseri dolaşan birini gördü. Fısk ve günah içindeydi. Başını o kişiden yana çevirdi ve hizmetçisine: "Git o zavallıyı çağır, buraya gelsin" buyurdu. Bundan sonrasını hizmetçi şöyle anlattı: "Gel seni hocamız Gümüşhanevî Hazretleri istiyor" dedim. Çalgıcı gül­meye başladı ve bana: "Hocanız beni ne yapacakmış?" dedi. Ben de: "Bilmiyorum. Seni çağırmamı söyledi" dedim. Beraberce geldik. Ziyaeddin Hazretleri ona: "Yaklaş!" buyurup kulağına bir şeyler fısıldadı. Bu­nun üzerine kemancı titreyip ağlamaya başladı. Tövbeler etti. Sonra da hocama talebe oldu. Ziyaeddin Gümüşhanevî Hazretleri iki defa hacca gitti. Birincisinde Mı­sır'a uğradı. Burada bulunan evliya kabirlerini ziyaret etti. İleri gelen zatlarla görüştü. İkinci gitmesinde Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere'de yi­ne birçok zatlarla görüşüp hadis-i şerif okuttu. Hac dönüşü Mısır'a uğradı ve burada üç yıldan fazla kaldı. Orada da birçok talebe yetiştirdi. Ziyaeddin Efendi Hazretleri, halk arasında 93 Harbi olarak bilinen savaşa talebeleri ile birlikte katıldı. Savaşın biraz yavaşlaması üzerine Of’a geldi. Ra­mazanı Of’ta geçirdikten sonra tekrar Batum üzerinden cepheye döndü. 13 Mayıs 1893 yılı sabahı Hakk'ın rahmetine kavuştu. Süleymaniye Camii avlusunda, Kanunî Sultan Süleyman Han'ın kıble ta­rafında duvara bitişik, demir parmaklıklarla çevrili kabrinin ayakucu kitabe­sinde: "Muhaddisîn-i Kiramdan, Fahru'l-Meşâyıh Gümüşhaneli el-Hac Ahmed Ziyaeddin Efendi Hazretleri'nin ruh-u mukaddeslerine el-Fatiha" yazılır.

Ziyaeddin Efendi Hazretleri'nin eserlerinden bazıları şunlardır:

Râmuzu’l-Ehâdis

Garâibü'l-Ehâdis

Hadîs-i Erbain,

Câmiu'l-Usûl,

Rûhu'l-Ârifîn,

Mecmuatü'l-Ahzâb,

Kitâbü'l-Ârifin,

Necâtü'l-Gâfîlîn,

Netâicü'l-İhlâs.

Câmiu'l-Menâsık,

Câmiu'l-Mütûn,

Vasiyetname.

Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî Hazretleri'nin sayılamayacak kadar ke­rametleri görülmüştür. Asrının bir tanesi idi. Mümin kâfir herkese kendini ka­bul ettirmiş müstesna bir şahsiyettir. Feyzi zamanımızda da halen caridir.

Yüce Allah sırlarını takdir buyursun.