Ebü'l-Hasanü'l-Hırkânî Hazretleri

Kars

(d.? / ö.?)

Büyük velilerden bir zattır. Huysuz olan hanımına bir ömür katlanması ile şöhrete ulaşmış bir sabır abidesidir. Nakşî tarikatında altın zincirin halkalarından bir bahtiyardır. Adı Ali b. Cafer. İntisabı ve irşadı, veliler sultanı Bayezid-i Bistamî Hazretleri'nin ruhaniyetinedir. Sülük ve terbiyeleri de yine onun ruhanî terbiyeleri ile meyda­na gelmiştir. Bayezid-i Bistamî Hazretleri, Ebu Hasan-ı Hırkânî Hazretleri'nin gelece­ğini sağlığında müridlerine haber vermiştir. On iki yıl boyunca hazretin türbe­sine kapandığı rivayet edilir. Bir gün müridleri kendisine: "Ey zamanın kutbu! Yollar korkuludur, eşkıya kol gezmektedir. Bize bir dua öğretin de yolumuza esenlikle devam edelim" dediler. Hazret: "O zaman Ebü'l-Hasen'i hatırlayınız" demiştir. Kafile yola çıktığında, gecenin karanlığını bir ses yırtmış ve: "Çabuk bütün para ve mallarınızı ortaya dökün" diye gürlemiştir. Mallar ve paralar şakilere teslim edilmiş. İçlerinden biri müstesna. O kimse Şeyh Hazretleri'ni hatırına getirmiş, malına, canına, parasına bu yüzden hiçbir zarar gelmemiştir. Diğerleri bu durumu görüp şaşırmışlar ve sormuşlar:

— Nasıl oluyor da şakiler size ilişmiyorlar? O şöyle cevap vermiş:

— Ben Hazret-i Şeyh'i hatırladım ve selamette kaldım.

Müridleri bir gün kendisine sordular:

— Ey Allah dostu! En hayırlı iş hangisidir?

— Allah ile ve O'nun zikri ile meşgul olan gönül, buyurdular.

Yine bir gün müritleri sordular:

— Ey Allah dostu! Sûfi kimdir? Şöyle buyurdular:

— Kimse yamalı elbise giymekle, yırtık seccade üzerinde oturmakla sûfi olmaz. Gerçek sûfi, varlık benliğini yok eden kimsedir. Gerçek safinin gündüzleri güneşe ihtiyacı yoktur. Gece de aya ihtiyaç duymaz. O, vahdet denizine dalıp gider. Meşhur filozof ve hekim İbni Sina, girdiği fikir girdabında bunalıma düştü ve huzura kavuşması için bir mürşid aramaya başladı. Kendisine Ebü'l-Hasen-i Hırkânî Hazretleri'ni salık verdiler. O da uzun yolculuk ve sıkıntılarına katlanarak büyük mürşide geldi. Kapısını çaldı. İçeriden yaşlı bir kadın çıktı ve ne istediğini, kimi aradığını sordu. İbn Sina, Hazreti Şeyh'i aradığını, ziyaretinde bulunmak istediğini söyle­di. Yaşlı kadın: "Ne şeyhi be? Ne mürşidi? Duyup duyup geliyorsunuz. Sizde akıl diye bir şey yok mu? Benim kocam şeyh olmak şöyle dursun, ona Müslüman bile demek doğru değil. Yürü git, bir başka kapıya be akılsız adam." der. Ebü'l-Hasen Hazretleri o sırada evde yoktu. Hanımı da onu inkâr eden­lerden ve aleyhinde bulunanlardan biri idi. Aynı zamanda çok huysuz bir ka­dındı. İbn Sina hayret ve ibretle titredi. Ta Rey şehrinden kalkıp Kars'a kadar gelmişti. Hayretli bakışlarla kadına sordu: "Hatun, siz onun neyisiniz?" Kadın gök gürlercesine: "Nesi olacağım, zevcesiyim" dedi. Daha sonra şöyle ilave etti: "Dünyada benim kocamdan daha sahtekâr ve adi kimse yoktur." Sonra çarşıya çıkıp onu çarşı esnafından sordu. Sorduğu kimseler: "Ebü'l-Hasan fakir bir kimsedir. Dağdan odun toplar, satar ve onunla ge­çinir. Şehir dışına çıkarsanız onu yolda bulursunuz" dediler. İbni Sina şehir dışına çıktığında ne görsün. Bir ihtiyar zat gelmektedir. Odunu bir aslanın sırtına yüklemiş. Kamçı olarak da elinde bir yılan var. Yavaş yavaş şehre doğru geliyor. İbni Sina olanca gücü ile haykırdı: "At o yılanı elinden. Elindeki yılanın zehri on tane fili anında öldürür." Şeyh Hazretleri tatlı tatlı gülümsedi ve: "Ey Ebu Ali! Onun zehri beni öldürmez." İbni Sina daha da şaşırdı ve: "Ebu Ali olduğumu nereden biliyorsun?" dedi. Şeyh Hazretleri: "E, eve uğradın ya!" "Ben yoktum, fakat zevcem evde idi. Onu gördün değil mi?" "Evet, gördüm ve hayrette kaldım." "Hiç hayrette kalma. İşte ben tam kırk yıldır o canavar ruhlu kadının zulmüne sabrediyorum. Yüce Allah da sabrımın karşılığı olarak bu canavarları benim emrime verdi." Daha sonra Şeyh Hazretleri, aslanı ve yılanı salıverip ormana gönderdi. Birlikte eve geldiler. Kadın bir sürü hakaretten sonra kapıyı açıp kocasını ve misafirini içeriye aldı. Şeyh Hazretleri misafire ikram için bir tavuk vermesini istedi. Kadın, sırtına binip yedi defa evin içinde kendisini dolaştırması karşılığında buna razı oldu. İbni Sina, olanlara hayretle ve ibretle bakıyor ve bir anlam veremiyordu. "Aman ya Rabbi! Bu ne sabır!" demekten kendini alamadı. Şeyh Efendi tavuğu alıp kesti ve pişirip ikram etti. Bir de etini yerken ta­vuğun kemiklerini kırmamasını misafirine tembihte bulundu. İkram sona er­dikten sonra ellerini kaldırıp şöyle dua etti: "Allah’ım! Bu tavuğa yeniden can ver!" Tavuk dirildi ve gidip kümesteki diğer tavuklara karıştı. Buna rağmen kadın inançsızlığında ve inadında ısrar ediyordu. İbni Sina olan bitenlere ilikle­rine kadar sarsılmıştı. İbni Sina, döneminin en büyük tabibi idi. Ondan sonra da tabipliğindeki üstünlüğü asırlarca devam edecekti. Burada şöyle bir ibret ve hikmet ortaya çıkmaktadır: O, bir büyük doktordur. Her hastalığa şifa bulur ama ölmüş olan bir can­lıyı yeniden diriltemez. Ebü’l-Hasenü'l-Hırkânî Hazretleri ona kendi gücünün yetmeyeceği bir keramet göstermiş bulunuyordu. Bu kerameti gören İbni Sina, derhal Şeyh Efendi Hazretleri'ne gönülden bağlandı ve irşadına mazhar oldu. Bir gün Ebü’l-Hasen-i Hırkani Hazretleri'nin müritlerinden biri şiddetli bir şekilde sancılanmıştı. Papuçlarının götürülüp hastanın ağrıyan yerine konmasını söyledi. Söylediği şekilde yaptılar ve sancı derhal kesiliverdi. Sohbetlerinden birinde şöyle der: "Gam, keder ara ki, gözünden yaş aksın. Çünkü Allah ağlayan kim­seleri sever." Bir başka sohbetinde de şöyle demiştir: "Gündüzleri, sabahtan akşama kadar insanların beğendiği işleri, geceleri de akşamdan sabaha kadar Allah'ın beğendiği işleri yapınız." Bir başka sohbetinde: "Nimetlerin hayırlısı, kişinin kendi emeği ile elde ettiğidir." Bu büyük mürşid, hicri 421–429 yıllarında Kars savaşlarına müritleri ile birlikte katılarak şehit düşmüş, zamanla kabri belirsiz hale gelmiştir. Sultan Murad döneminde Kars'ın yeniden Müslüman Türklerin eline geçtiği sırada kabir yeri keşfedilerek üzerine kubbeli türbe yapılmıştır. Üveysilik yönü de bulunan Ebu Hasanü'l-Hırkânî (Harakânî) Hazretleri'nin tasarrufu halen devam etmektedir.

Yüce Allah ruhunu mukaddes ve mübarek eylesin.