Seyyid Şeyh Hacı Hâlid Zilânî Hazretleri

Batman

(d.1825 – ö.1954)

Soy kütüğü Hazreti Hüseyin, Hazreti Fatıma ve Hazreti Ali yoluyla Allah Resulü'ne ulaşan Seyyid Hacı Halid Zîlanî Hazretleri “Seyyid” olup, ceylan derisi üzerine yazılı ve Osmanlı Padişahlarının tasdiklerini hâvî şecerelerinin çok yakın bir tarihe kadar ellerinde bulunduğu bilinmektedir. Bilindiği üzere, Allah Resulü'nden ve dört halife döneminden sonra, Emeviler ve Abbasilerden bir kısmı Ehl-i Beyt'e bütün Arabistan Yarımadası'nı dar etmişler, Yezid'in emirliği ve Zalim Haccac'ın Hicaz eyalet valiliği döneminde ise Kerbela Faciası ve Medine katliamları ile tüm Arabistan'ı Ehl-i Beyt'e yaşanılmaz bölge durumuna düşürmüşlerdir. Bundan sonra Peygamber evlatları, kendilerine sığınma hakkı tanıyan bölgeler arayışına çıktılar. Bunlardan biri kısmı Horasan'a, Türkistan'a gidip yerleşirken, bir kısmı Güneydoğu'da Batman iline bağlı Gercüş ilçesinin Becirmen köyüne, bir kısmı Erciş ilçesi sınırlan içerisinde bulunan Zîlân yay­lasına yerleştiler. Bir kısmı da Sason ilçesinin Yeniçağlar köyüne gelip kaldı­lar. Bu bölgeye de yine Zîlân adı verilmektedir. Seyyid Hacı Halid Zîlanî Haz­retleri işte bu Zîlar’a yerleşen seyyidler zincirinden bir halkayı teşkil eder. Tevatür derecesinde günümüze kadar ulaşan rivayetlere göre Yavuz Sul­tan Selim Han döneminde bu soylu aileyi, Zîlan'da Seyyid Şeyh Osman Efendi adında bir zat temsil etmektedir. Yavuz Selim Han, İran üzerine sefere çıktığında, yöreden geçerken, Seyyid Osman Efendi ile görüşmek istediğini bildirmiş, halen Batman il sınır­ları içerisinde bulunan ve "Kaza Kürsi" diye anılan yerde buluşup uzun süre görüşmeler yapmışlardır. Yavuz Sultan Selim Han, Seyyid Şeyh Osman Efendi'ye hayli iltifatta bulunmuş, Hazretin seyyidliğini dikkate alarak, ülkesinin istediği yerinde aşi­reti ile birlikte yerleşme imtiyazı tanımış, bütün vergi ve resmi mükellefiyet­lerden muaf kılındıklarına dair eline bir de ferman vererek kendisini kavminin ve bölgesinin Nakibül Eşrafı tayin etmiştir. Bundan sonra bütün Osmanlı padişahlarının bu nezih aileye saygıda ku­sur etmedikleri görülmüştür. Hacı Halid Zîlanî Hazretleri, Seyyid Osman Efendi Hazretleri'nin on ikinci batında torunudur. Bu zatın evlatları zamanla büyük bir aşiret haline gel­mişlerdir. Tarihi geçmişini bu birkaç satırla özetledikten sonra, Halid Zîlanî Hazretleri'nin hayat hikâyesine de kısaca göz atmak gerekir. Hazret, 19 Aralık 1954 yılında 129 yaşında Beşiri'de vefat ettiğine göre, 1825 yılında doğduğu anlaşılmaktadır. Hazretin 129 yaşında vefat ettiğini, kü­çük kardeşi Şeyh Bahaddin Efendi Hazretleri kesin bir dille ifade etmiştir. Çiftçi bir aileden gelen ve 12 yaşında iken çift sürmek üzere öküzlerle birlikte tarlada bırakılan küçük Halid'in, öküzün hal dilini dinleyerek sabahtan akşama kadar hiç çift sürmeden akşam eve dönmesi üzerine, babası Seyyid Abdurrahman Cami tarafından ilim tahsiline bırakıldı. Çok genç yaşta da meş­rebine uygun bulduğu Şeyh Halid Gülpınarî Hazretleri’nin hizmetine girdi. Yirmili yaşlarda sülûkünu tamamlayıp kendisinden hilafet aldı. Bir asrı aşan irşad hayatında dünya mevkiine ve zenginliğine meyletme­di. Gerek Güneydoğu'da gerekse Anadolu'nun muhtelif yörelerinde bulundu­ğu zamanlarda hep insanların irşad ve İslam’a bağlılıklarına yardımcı oldu. Anadolu'daki sevenlerince "Hazreti Sultan" olarak isimlendirilen Seyyid Şeyh Hacı Halid Zilânî Hazretleri, küfürle ettiği mücadele kadar, cehaletle ve koyu taassupla da mücadele etti. Taliplerinin dış görünümlerinden ziyade iç güzelliklerini esas aldı. Teferruat sayılacak şeylerle uğraşmadı. Seyyid Hacı Halid Zilânî Hazretleri hilafetini alıp Zilân'a döndüğünde, Seyyid akrabaları başta olmak üzere, yöre şeyhleri kendisine karşı çıktılar. Ha­yatını ortadan kaldırma tasavvuruna kadar ileri gittiler. Bütün bunlara rağmen o yoluna devam etti ve her türlü engellemelere karşı koyabildi. Ancak bu baskılar sonucu bölgesinde sık sık yer değiştirme durumunda kaldı. Kaderin cilvesine bakınız ki, çok geçmeden, kendisine dünyayı dar eden yakınları ve rakiplerinin tamamı birer birer dünyadan çekilip gittiler. Zilân İs­yanı sebebiyle Bekiralı ağalarının tamamı idam edildi. Bu sırada isyanı bastır­mada görevlendirilen bir alay bütün mevcudiyetiyle telef olmak üzere iken Hacı Halid Zilânî Hazretleri'nin sahip çıkması üzerine top yekün imha olmaktan son anda kurtuldu. Bunun üzerine, Hazreti Sultan'da bölge şeyh ve ağalarıyla birlikte tevkif edilip, küçük kardeşi Bahaddin Efendi ve Bekiralı aşiret reisleri ile birlikte Harput İstiklal Mahkemesi'nde idamla yargılanmak üzere mahkemeye sevk edildiler. Bu muhakemede, alay komutanının lehte şahitliği üzerine kendisi ve Bahaddin Efendi beraat ettirilip, Bekiralı aşiret reislerinin tamamı idama mahkûm edilerek infaz olundular. Bu olaylar sonunda Şeyh Hazretleri üç yıl kadar Manisa'da sürgün kararı çıktı. Şeyh Hazretleri üç yıl kadar Manisa'da sürgün kaldıktan sonra tekrar Kayntar köyüne döndü. Hazreti Sultan bir yıl sonra hacca gitmeye karar verdi. Büyük oğlu Şeyh Abdülkudüs ve yeğeni Abdülkadir ona refakat ettiler. Hicaz dönüşü çok geç­meden küçük oğlu Alâeddin Efendi vefat etti. Bu sırada oğlu Muhammed, Hacı Hamid ve Molla Süleyman sülûke koydu. Kendilerine sülük sonunda halifelik verildikten sonra oğlu Şeyh Muhammed taliplerine ders vermeye haşladı. Bundan sonra Hazreti Sultan için bitmek tükenmek bilmeyen resmî ta­kipler dönemi başladı. Bir ara muhakeme olunması için Diyarbakır'a kadar götürüldü. Daha fazla tazyik üzerine büyük oğlu Abdülkudüs, Muhammed ve küçük kardeşi Bahaddin Efendi, Suriye'ye geçip Şam'da yerleştiler. Abdülkudüs Hazretleri Şam'da vefat etti. Kabri, Mevlana Halid Bağdadî Haz­retleri'nin türbesi yanındadır. Halid Zilânîi Hazretleri bölge halkından bazılarının iftira ve ihbarı üzeri­ne tevkif edilerek Siirt hapishanesine konuldu. Müridlerinden bir kısmı ile bir­likte bir yıl kadar bu hapishanede kaldı. Daha sonra da yine tahliye olunarak Kayntar köyüne geldi. 1937 yılında yine askerler gelip Şeyh Halid Hazretleri'ni ve oğlu Kasım'ı alıp Diyarbakır'a doğru yola çıktılar. Daha sonra da ikisi ellerinden birbirine kelepçeli olarak Samsun üzerinden sürgüne gönderildikleri Giresun'a doğru yola çıktılar. Yorucu ve yıpratıcı uzun bir yolculuktan sonra Giresun'a gelip Hacı Hasan Sucu adında bir zatın evine kira ile yerleştiler. Bir müddet sonra ailenin diğer fertlerine de sürgün kararı çıktı ve onlar da Giresun'a gelip Hazreti Sultan'a kavuştular. Önceki ev aileye dar geldiği için bu defa Cemil Bey'in görkemli evine yerleştiler. Giresun halkı, Hazreti Sultanı ve maiyyetini önceleri biraz yadırgadılar. Sonraları ondaki yüceliği ve kemâlâtı fark edip son derece bağlılık gösterdiler. Her hususta kendilerine yardımcı oldular. Oğlu Kasım Efendi bu sırada asker­lik görevini yerine getirdi. Şeyh Halid Hazretleri'nin hizmetinde bulunmak için Siirt'ten gelen Hamo adında bir mürid, aileden birine darılarak Samsun'a gitti. Orada inşaat işçiliği yapmaya başladı. Daha sonra Samsun'da şeyhlik yapan Açıkbaş Ömer Efendi'nin müridleriyle tanıştı. Onlarla oturup kalkmaya başladı. Adı geçen şeyhin müridlerinden, geçimini hamallık yaparak sürdüren Abdullah Efendi adında bir zatın dikkatini çekti. En kısa zamanda Hazreti Sultan'la görüşüp ona teslim oldu. Bundan sonra bölgenin manevî havası deği­şecektir. Hamo, iki yıl kadar Samsun'da kaldıktan sonra tekrar Giresun'a döndü. Bu sıralarda Şeyh Halid Hazretleri önce Samsun'a, oradan Havza'ya gitti. Bir müddet tedavi için Havza Kaplıcasında kaldı. Kısa sürede hayli kişi onun mu­habbet halkasına katıldı. Daha sonra Bafra Çarşamba dolaylarında taliplerin halkası genişledi. Giresun'da, bir toplu zikir sırasında, ihbar üzerine polisler zikir meclisini bastılar. Bunun üzerine Şeyh Halid Hazretleri ve yanında bulunanlar tevkif edilerek hapse atıldılar. Cezaevinde bulunduğu sırada 300 kadar mahkûmun arkasında namaz kıldığını gören savcı, ıslah edici durumunu görerek kısa zaman­da hapisten çıkarılmalarını sağladı. Şeyh Halid Hazretleri, aile fertleriyle birlikte Giresun'da tam on yıl kadar kaldılar. Yaralı olan sağ kolunu doktorlar Giresun'da ameliyatla aldılar. Bundan sonra Şeyh Hazretleri Giresun'dan bir başka yere nakledilmele­rini istedi. Ankara'ya ulaştırdıkları dilekçelerine "Söke"ye gönderilmeleri şeklinde cevap geldi. Sevenlerinin gözyaşları arasında Giresun'dan uğurlandı­lar. Gemiyle Samsun'a gelip, karaya çıktılar ve Samsun Vekili Abdullah Efendi'nin evinde misafir oldular. Bu misafirlik bir hafta sürdü. Bu süre zarfında Samsun'da Hazreti Sultan'ın birçok kerameti görüldü ve unutulmaz hatıralar bıraktı. Nihayet trenle Söke'ye doğru uğurlandılar. Söke'ye yerleştikten kısa bir süre sonra, yarım kalan bir mahkûmiyetinden dolayı tekrar tevkif edildi. On iki gün daha hapiste yatıp tahliye olundu. Söke'deki sürgün yılları iki yıl kadar sürdü. Demokrat Parti'nin iktidar olmasıyla, sürgünde bulunanların tamamına af çıktı. Onlar da bu aftan yararla­nıp Beşiri'ye döndüler. Bu aftan yararlanarak oğlu Muhammed Efendi de Şam'dan Türkiye'ye döndü ve babasına kavuştu. Ne yazık ki onu bir süre sonra Siirt hapishanesine koydular. Orada hastalandı. Bir müddet sonra tahliye edildi. Şeyh Hazretleri oğlu Muhammed Efendi'nin hastalığına çok üzülmüştü. Sonunda onu Diyarba­kır hastanesine yatırdılar. Bir hafta sonra ise Muhammed Efendi orada vefat etti. Cenazesi Beşiri'ye getirildi. Naaşı, daha sonra Şeyh Halid Hazretleri'ne türbe olacak Kanireval’deki türbeye defnedildi. Şeyh Halid Zilânî Hazretleri, oğlu Şeyh Muhammed Hazretleri'nin vefa­tına çok üzüldü. Çok da yaşlanmıştı. Dünya hayatının sonuna doğru geldiğini sohbetlerinde belli ediyordu. Daha sağlığında müridlerinin işlerini ve gelişme­lerini oğlu Şeyh Kasım Efendi Hazretleri'ne emanet etti. Bu sırada Samsun'lu Abdullah Efendi ile Havzalı Rasim Efendi'yi birlikte sülûke koydu. Onların Beşiri de sülüklerini tamamlatıp kendilerine hilafet verdi. 19 Aralık 1954 yılında bir Pazar günü sabahı, emanetini sahibine, yüceler yücesi Allah'a teslim etti. 129 yıllık büyük çınar fani vücudunu toprağa teslim ediyordu. Ruhu ise atalarının yanına, Allah Resulü'nün “Livâü’l-Hamd”inin altına doğru uçuyordu. Kendisinden sonraya oğlu Şeyh Kasım Efendi ile Şeyh Abdurrahman Efendi ve kızı Fevziye Hanımefendi kalıyordu. Bunlardan Şeyh Kasım Efendi Hazretleri kendisinden sonraki ilk postnişin olmuştur.

Yüce Allah sırrını mukaddes ve mübarek kılsın.