İsmail Fakîrullah Efendi Hazretleri

Siirt

(d.1656 / ö.1734)

Anadolu'da yetişen büyük velilerden olan İsmail Fakirullah Hazretleri, 1067 (m.1656) yılında, Siirt ilinin Tillo kasabasında doğdu. Babasının adı, Kasım'dır. Dedesi Molla Abdülcemal, Peygamber Efendimizin amcası Abbas Hazretleri'nin torunlarındandır. Zahiri ilimlerde çok büyük âlim olup memleketin­de müderris idi. Oğlu Mevlana Kasım Efendi'yi de iyi bir âlim olarak yetiştirdi. Babasının vefatından sonra bıraktığı medresede Kasım Efendi müderris oldu. Kasım Efendi’nin, 1067 (m.1656) yılı Receb ayının ilk cuma gecesi (yani Regaib gecesi) bir oğlu dünyaya geldi. Adını İsmail koydu. Annesi ona bes­melesiz süt emzirmedi, yemek yedirmedi. Babası Mevlana Kasım Hazretleri de onu küçük yaşta yetiştirmeye, ilim öğretmeye başladı. İsmail Fakirullah Hazretleri yirmi dört yaşına geldiğinde hem zahir, hem de manevî ilimlerde iyi şekilde yetişmiş ve her iki ilim dalından da icazetini almıştır. Zühd ve takva sahibi olmada, anne ve babasına hürmette devrinin emsalsizdi. Babası Mevlana Kasım Efendi Hazretleri 1660 yılında vefat edince onun medresesinde ders vermeye başladı. O yıl içerisinde evlendi. Geçimini ziraat yaparak temin ederdi. Harama çok dikkat eder, şüpheli şeyleri terk eder, mubahların da birçoğundan kaçınırdı. Kırk yaşına kadar hayatını bu titizlik ve temizlik içinde sürdürdü. Kırk yaşına geldiğinde hayatının seyri değişti. Kırk gün yemedi, içmedi, konuşmadı. Kendinden habersiz olarak yattı, kalktı. Kırk gün sonra mübarek gözünü açıp bir tas su içti ve ekşi nar istedi, ekmekle yedi. Ondan sonraki günler her çeşit yemekten orta derecede yiyerek kırk sekiz yaşına kadar böyle devam etti. Kırk sekiz yaşma geldiği 1702 yılında Şaban ayının ilk cuma gecesiydi. Akşam namazından sonra komşularından birine taziyeye gitmişti. Yatsı olma­dan camiye gitmek üzere ayrılan İsmail Fakirullah Hazretleri karanlıkta evin avlusuna çıktı. Avluda içinde su bulunmayan on beş metre derinliğinde içi boş ve ağzı açık bir kuyuyu fark edemeyerek içine düştü. Fakat yine Yüce Allah'ın koruması ile kendisine hiçbir şey olmadı. Sadece sol kaşının üzerinde ince bir sıyrık vardı. Yüce Allah'ın kendisini kayırdığını anladı ve secdeye vardı. O an­da etrafında manevî bir meclis kuruldu. Hızır Aleyhisselam, Abdülkadir Geylanî, Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri gibi pek çok velinin ruhları orada hazır oldular. Kuyunun içerisi genişleyip, yemyeşil nura gark oldu. Kendisinin evliyalıkta Gavs denilen makama yükseltildiği müjdelendi. Kendisine muhabbet şerbeti içirdiler. Böylece zamanının velilerinin sultanı oldu. O, bu haldeyken saatler geçti. Camide yatsı namazını kılmak için bekle­yen cemaat, İsmail Fakirullah Hazretleri'nin gelmediğini görünce evinden ve komşularından soruşturdular. Bulamayınca da aramaya başladılar. Dokumacılık yapan bir usta, kuyunun içinden tatlı bir sesin geldiğini fark edince komşula­rına haber verdi. Herkes kuyunun başında mumlarla toplandı ve kuyuya inerek İsmail Fakirullah Hazretleri'ni dışarı çıkardılar. Fakirullah Hazretleri, kuyuda içtiği muhabbet şerbetinin tesiriyle sekiz yıl istiğrak halinde, dünyayı unutarak kendinden geçip, devamlı mest bir halde kaldı. İnsanlardan tamamen uzlet edip aile fertlerinden bile ayrı kaldı. Sadece büyük oğlu Abdülkadir Efendi huzuruna gidip hizmetiyle şereflenebildi. İsmail Fakirullah Hazretleri, bu istiğrak halindeyken söylediği bir kasidede kuyuda olanları şöyle anlattı:

"Allahü Teala'nın aşkıyla kendinden geçmiş bir haldeyken, duvarı mermer taşlarla örülmüş kuyuya düştüm.

On beş metre kadar derin olduğu halde, kendimi bir karış yerden düşmüş gibi hissettim.

Düştüğüm an, kuyudan ilahî yeşil bir nur yükseldi. Öyle ki verdiği ay­dınlığı birçok nurlar veremezdi.

O gece benim için Kadir Gecesi kadar kıymetlidir. Çünkü Allahü Teala bana orada pek çok lütuf ve ihsanlarda bulundu.

Bu lütfün bereketiyle okyanusların dibinde ve göklerde bulunan her şey gözlerimin önüne getirilerek gösterildi.

Allahü Teala bana o gece öyle büyük nimetler ihsan etti ki, onu daha önce yaşayan evliyasının çoğuna vermedi.

Bir anda etrafımda kurulun manevî mecliste, Hızır ve İlyas Aleyhisselam, Abdülkadir-i Geylanî, Ahmed Rifai ve Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri bana çok ikramlarda bulundular ve müjdeler verdiler.

Şeyh Hamze Kebir Hazretleri elinde yeşil asasıyla arkasında da ona mensup olanların hepsi geldi ve halimin güzelliğine hayran kaldılar. Yanında yıldız gibi parlayan oğlu Şeyh Mücahid, Şeyh Musa, Şeyh Muhammed Radi de bulunuyorlardı.

Çok sevdiklerimden ve makamları yüksek olan Şeyh Burhan, Şeyh Alemeyn ve Halil Ferd de yanıma gelerek bu meclisin sonuna kadar bana izzet ve ikramda bulundular. Önlerinde Şeyh Hasan'ın bulunduğu Fatıriyyunlar da ziyaretime geldiler. Hepsi cübbelerini giymişlerdi.

Ayrıca Veyse'l-Karanî Hazretleri, Şeyh Hasan Hutvî, Şeyh Mustafa Kür­di ve Şeyh Neccar b. Neccarî de hazır oldular.

Halid b. Velid Hazretleri elinde demir bir asa ile teşrif buyurdu. Hepsi de bana ihsan edilen nimetlere hayran oldular.

Etrafıma saf saf dizilip, ellerinde ilahî şerbetle dolu kadehler tutuyorlardı. Ben ise, onların ortasında ve bakışları altında olduğum halde, Allahü Teala'nın zikriyle meşgul olup, tefekkür ediyordum. Hepsi de ellerinde bulunan şerbeti içmemi bekliyorlardı."

İsmail Fakirullah Hazretleri, istiğrak halini bıraktıktan sonra dostlarıyla görüşmeye başladı. Onlara, Abdülkadir-i Geylanî Hazretleri'nin yoluna çok benzeyen, kendine mahsus "Üveysiyye" yolunun adabını öğretmeye başladı. Pek çok talebeleri arasında en çok sevdiği ve hizmetlerine izin verdiği İb­rahim Hakkı Hazretleri'nin de babası olan Molla Osman ile Molla Muhammed idi. Bu talebeleri kendisine on yıl hizmet etmekle şereflendiler. On yıl sonra kı­sa aralıklarla bu iki talebesi vefat ettiler. Ondan sonra Fakirullah Hazretleri'nin hizmeti İbrahim Hakkı Hazretlerine kaldı.  Hayatı harikalarla dolu olan bu büyük zatın kitapları pek çoktu. Odasında kendi eliyle yazdığı Kur'an-ı Kerim vardı ve yazısı çok güzeldi. Tefsir-ü Meâlimü't-Tenzîl, Mesâbih-i Şerif kitaplarını kendi eliyle yazmıştı. Babasının eliyle yazdığı dört ciltlik İhya-i Ulum ve iki ciltlik Envâr-ı Fıkh-i Şafii kitapla­rı, dedesinin yazdığı dört ciltlik Şifa-i Şerif ve Şir'atü'l-İslam kitaplarını ya­nından ayırmazdı. İsmail Fakirullah Hazretleri 1147 (m.1734) yılında, yaşı sekseni geçtiği bir sırada Cimal Âlemine yürüdü. Bir "Allah" lafzı son söylediği oldu.

Yüce Allah sırrını mukaddes ve mübarek kılsın.